Muhteva ile İlgili Sorular

//Muhteva ile İlgili Sorular
Muhteva ile İlgili Sorular

Allâhü Teâlâ, müminlere belirli vakitlerle beş vakit namazı farz kılmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de namaz vakitlerini ve alametlerini beyan buyurmuştur. Bu vakitlerin hangi astronomik değerlere mukâbil olduğunu Ehl-i Sünnet âlimleri tespit etmişlerdir. Asırlardan beri tecrübe ile üzerinde ittifak edilen esaslara göre namaz vakitleri hesaplana gelmiştir. [1] Her asrın âlim ve fakihleri ile Halifeleri tarafından tasvip edilmiş bulunan bu vakitler asırlardan beri İslam âlemi takvimlerinde kullanılmıştır.

Ancak bu vakitler 1983 yılından îtibaren Diyânet İşleri Başkanlığı tarafından değiştirilmiştir. İmsak derecesi -19 dereceden -18 dereceye indirilmiş, imsak ve yatsı vakitlerinde temkin tamamen kaldırılmış, diğer vakitlerde (öğle, ikindi) temkin azaltılarak vakitler şöyle olmuştur:

Ankara İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
31 Aralık 1982 06:18 08:03 13:01 15:21 17:39 19:14
1 Ocak 1983 06:38 08:03 12:56 15:19 17:40 19:05

Fazilet Takvimi, vakitlerde değişiklik yapmanın sakıncalarını anlatmış ancak mani olamamıştır. Her hangi bir ihtilâfa sebep olmamak için 1983 ve 1984 yıllarında bu değişikliğe, istemeye istemeye uymuştur. Ancak, bu tatbîkâtın büyük bir vebâli mûcip olacağı ilk anda görülmüştür. Bütün Müslümanların bilhassa Ramazan günlerinde çok dikkatli olmalarını ve takvimde gösterilen imsak vakitlerinden itibaren yeme-içme ve sair orucu bozan şeylerin derhal kesilmesi gerektiğini, vakitlerde en ufak dikkatsizliğin büyük vebâl olacağı anlaşılmıştır. Ayrıca günlük namazlarda, takvimlerde gösterilen namaz vakitlerinden hangisine kaç dakika ilâve edilip, hangisinden kaç dakika çıkarılması icap ettiği her ayın sonunda, büyük hassâsiyetle ve tekrar tekrar îzah edilmiştir. Bununla da iktifâ etmeyerek, her türlü mânevî vebâlden sakınmak için kaldırılan temkin vakitlerini, takvim yapraklarının ön yüzünde alt satırda göstermiştir.

Fakat bütün bu gayretlerimizin istediğimiz netîceyi hâsıl etmekten çok uzak olduğu, okuyucularımızın gerek mektup ve gerekse şifâhî olarak bu iki sene (1983-1984) içinde bize yapmış oldukları mürâcaatlardan tesbît edilmiştir. Fazilet Takvimi, bu sebeple ve bu büyük vebal endişesi ile 1985 yılından itibaren değiştirilmeden önceki vakitleri vermeye devam etmiştir. Takvimler için vakit hazırlayan âlimler bu temkinin lüzumunda ittifak etmişlerdir. Günümüzde teknoloji gelişti, artık temkine gerek yok, demek veya temkinin lüzumunu ortaya koyan âlimlerden biz bu işi daha iyi biliyoruz, demek işin vebalini üzerimizden kaldırmıyor. Çünkü namaz vakitlerinde gözle görülen değerler esas olduğundan teknolojinin gelişmesinin eski değerleri değiştirecek bir tesiri yoktur. Böyle olunca gelişen teknoloji bizi ilimde ileriye taşımıyor, sadece hesaplamalarda muvakkitlerin işlerini kolaylaştırıyor. Mesela eskiden elle yapılan hesaplamalar daha sonra hesap makinalarıyla, günümüzde de bilgisayarlar ile yapılmaktadır. Neticede elle yapılan hesap da bilgisayarla yapılan hesap da aynı değerleri vermektedir.

Ancak dinimizin direği olan namaz ve oruç gibi ibadetlerimizde küçük bir şüphe ile de olsa hareket etmek asla uygun değildir. İşte Fazilet Takvimi işin bu manevi mesuliyetini düşünerek, değiştirilmeden önceki vakitleri yayınlamaya devam etmekte, siz muhterem okuyucularımıza da bu vakitleri kullanmanızı tavsiye etmektedir.


  1. Ahmet Ziya Bey şöyle izah etmiştir: “Aleyhissâlâtü ve’s-selâm Efendimizin ta’lîm buyurdukları namaz vakitlerinin, arzın her noktasına tatbîki mümkün olsun için ve bu vakitler değiştirilmeyecek bir emir, düstur olduklarından bu düsturlar fenne tatbîk edilirse herkesin kendi anlayışına göre değiştirme ihtimalinden kurtulunmuş olur. İlm-i hey’etle müteveğğil (meşgul olan) ulemâyı dîn, namaz vakitlerini Cenâb-ı Peygamberin ta’limine istinaden tayin ve tesbît eylemişlerdir.” (Evkât-ı Salât, Mahfil 1341 (1923), c. III; sy. 35; 160-163)

Bir yerin namaz vakitlerinin doğru olarak hesaplanabilmesi sadece “geometrik değerler” değil, fıkhî ölçülere uygun olan “görülen değer” neticeleri esas alınır. Mesela, güneşin doğuş-batışı için “geometrik doğuş-batış” değil, çıplak gözle gözlenebilen “görülen doğuş-batış” asıldır. Sadece geometrik değerlerin hesaplanması ile elde edilen değerler -bunların sapmasına sebep olan pek çok unsurdan dolayı- gerçek değerleri karşılayamamaktadır. Bu sebeple İslâm âlimleri bazı zarurî tedbirler almışlardır. Bu tedbirlere düzeltmelere “Temkin” adı verilmektedir. Temkin, daha ihtiyatlı olmak için yapılmış bir düzeltme değil, fıkhî olarak yapılması zarûrî bir düzeltmedir. Bu düzeltmeler neticesinde ortaya çıkan değerler fıkhî ölçülere uygun hale gelmiş olur. Binaenaleyh temkinsiz vakitlerin kullanılması mahzurludur.

Namaz vakitlerini hesaplamanın teknoloji ile bağlantısı fazla abartılmaktadır. Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) gösterdiği usulle teknoloji imkânları kullanılmaksızın namaz vakitleri biliniyordu. Hazret-i Allah, hikmeti gereği namaz vakitlerini kolay şeylerle kayıtlamıştır. Asr-ı saadette bu vakitler göz ile bulutsuz ve kuru çöl ufuklarında tesbit edilmiştir. Ancak Müslümanların çoğalması ve şehir hayatı insanların vakitleri belirlemesini zorlaştırmıştır. Bunu gören âlimlerimiz ilk devirlerden itibaren bu ilimle meşgul olmuşlardır. Peygamber Efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) talîm buyurdukları namaz vakitlerinin, arzın her noktasında tatbîkinin mümkün olması için çalışmışlar ve takvimlerin temeli olan vakit cetvellerini hazırlamışlardır. Müslümanlar için vakit tesbit etme işini kolaylaştırmışlardır. Âlimlerimiz vakitleri hazırlarken dakika dakika milimetrik hesaplamalar söz konusu olduğunda teknoloji bu hesapları kolaylaştırıp hızlandırmıştır.

Teknolojinin devreye girmesiyle rasathanelerde hesaplamalar yapıldı. Bu hesaplamalar sonunda yatsı ve sabah namazı vakitlerinin hesabında kullanılan güneşin irtifası (yükseklik), küresel trigonometrinin de işin içine dâhil edilmesiyle derecelerle ifade edilmeye başlandı. Yapılan hesaplamalarda âlimler, sabah namazı vaktinin girişinin, yani fecrin doğuşunun, güneşin ufkun -19 derece altına geldiği an olduğunu hesaplayıp bu açıyı esas aldılar. Vakitlerin usturlap, rubu tahtası gibi aletler kullanarak hesap yöntemi ile belirlemenin yaygın olduğu dönemlerde sabah vakti girişi -19 derece irtifa açısı, yatsı vakti girişi ise -17 derece irtifa açısı kabul edilmişti. Bu derecelerle buldukları vakitlere temkin ilave ederek namaz vakitlerini takvimlere yazmışlardır.

1982 yılına kadar Diyanet Takvimi dâhil bütün takvimler bu derecelerle hazırlanırken 1983 yılında Diyanet Takvimi imsak vaktini -18 dereceyi esas alarak hazırlamaya başladı.

Müslümanların namaz vakitlerinin sınırlarına çok yaklaşmamaları lazımdır, çünkü namazların vakit girmeden kılınma ve oruçların kazaya kalma tehlikesi vardır. İmsak ve yatsıdaki astronomik şartların aynı olmayışı, imsak vaktinde karanlığa alışmış bir gözün ilk ışığı tespiti, akşam aydınlığa adapte olmuş bir gözün son ışığı tespitinden daha kolay olması, aynı derecenin hem imsak hem de yatsı için kullanılmasını zorlaştırmaktadır. Bir de imsak vaktinde nem, sis ve sıcaklık değerleri, yatsı vaktindekinden farklıdır. Son olarak imsak ve yatsı vakitlerindeki alacakaranlığın, ufuk hizasında farklı konumlarda oluşması ve böylece farklı yeryüzü şekillerine ait atmosfer tabakalarının ışığı farklı kırması ve farklı konumlardaki irtifaların aynı olmaması, hassasiyetleri arttıran sebepler olarak karşımıza çıkmaktadır.

1958 yılında namaz vakitlerinin yanlış olduğunu yazan bir köşe yazarına, Diyanet İşleri Başkanlığınca verilen cevap meseleye son noktayı koymaktadır: “İmsak vaktine gelince; Yazınızda, ‘gerek İngilizler, gerek Amerikalılar, gerek Fransızlar bu vakti güneşin -18 derece ufkun altında bulunduğu zaman olarak kabul etmişlerdir, diyorsunuz. Acaba Hıristiyan olan bu üç millettin imsak vaktinde hangi ibadetleri var ki imsak vakti için böyle bir dereceyi esas olarak kabul etsinler. Böyle yapmış olsalar dahi, İslam hey’etşinasları (astronomları) tarafından mezkûr vakit, İslamî kaidelere göre takdir edilmişken bu hususta yabancılara uymak mecburiyeti nereden çıkıyor? İmsak vakti mebde-i fecrin tulu’ ânıdır. Heyetşinâsân-ı sâbıkamız bu anın -19 derece inhitât-ı şemse tevafuk eylediğini kabul etmişlerdir. Demek ki İslam hey’etşinaslarının imsak vakti için kabul ettikleri derece -18 derece değil -19’dur.” diye cevap vermişlerdir.

İmsak vakti için Güneş’in ufkun altında -19 derecedeki vaziyeti esas alınır.

Güneş vakti yani sabah namazının çıktığı vakit, Güneş, ufkun altında -1 derecedeki vaziyeti alınır. Öğle vakti gündüzün tam ortasında güneşin en yükseğe çıktığı noktadan alçalmaya başladığı zamandır, buna zevâl vakti de denir.

Güneş, gündüz en yüksek noktaya çıktığı anda, Nısfü’n-Nehâr Kavsi (yani bulunulan yerin meridyeni) üzerindedir ve bu an her şeyin gölgesinin en kısa olduğu andır. Bu zamana “Zevâl” denilir, gölgeye de “Fey-i zeval” denir. Bir cismin fey’-i zevâldeki gölgesine o cismin boyu kadar daha gölge eklendiğinde, yani cismin gölgesi, fey’-i zevâl + cismin boyu kadar uzunlukta olduğu zaman, asr-ı evvel yani ikindi namazının birinci vakti girmiş olur.

Güneş ufukta battıktan sonra, bir beldenin en yüksek yerine itibar ile ufuktan -1 derece aşağı indiğinde akşam namazı vakti girer.

Güneş, ufuktan -17 derece aşağı indiği zaman yatsı vakti girer.

Yukarıda da anlatıldığı üzere âlimlerimiz, namaz vakitlerinde temkini gerekli görmüşlerdir. (1186 / 1772) yılında İstanbul için hazırlanan Ruznâme’de namaz vakitleri verilmiş ve altına şöyle not düşülmüştür: “İmsak temkinsizdir, oruç tutacak kimse on beş dakika önce başlaması gerektir.” Fazilet Takvimi, âlimlerimizin göstermiş olduğu bu usulde devam etmekte; imsak ile sabah arasındaki 20 dakika temkini devam ettirmektedir. Buradaki temkini, az gerekli çok gerekli, şu kadarı gerekli, demek yerine tam saatine uymak lazımdır. Çünkü İstanbul’u dikkate aldığımızda en kısa günlerde 12 saat, uzun günlerde 18 saat civarı oruç tutmaktayız. Kimse bu kadar süre oruç tutarken 20 dk. beklemeyi çok görmemeli; yarın ahirette amel defterini boş görme ihtimalini göz önünde bulundurmalıdır.

Ayrıca bu konuda Diyanet İşleri Başkanlığının neşrettiği Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh Tercemesi ve Şerhi Altıncı Cilt, s. 268- 269’da bulunan bir hadis-i şerifin tercümesi şöyledir:

Zeyd İbn-i Sâbit radıyallâhü anh’ten:

“Biz (bir kere) Resûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber sahur yemeği yedik. Sonra Resûlullâh (sabah) namazına kalktı” dediği rivâyet edilmiştir. Zeyd İbn-i Sâbit’ten:

– Sabah namazı ile sahûr arasında ne kadar zaman bulundu, diye soruldu: O da:
– Elli âyet (okunacak) kadar diye cevâb verdi.

Bu kitapta elli ayet okunacak vakit 18 dakika olarak yazılmıştır. Bundan temkine riayetin ehemmiyeti sabit olur. Bunlar bize rehber olmalı, teşvik etmeli, ibadetlerimizde tembellik ve gevşeklik göstermemeliyiz.

Bu sebeple takvimimizdeki imsak vaktinde oruca başlamalı, takvimdeki sabah namazı vaktinden itibaren de namaz kılınmalıdır.

Asr-ı saadette Peygamber Efendimizden (s.a.v.) öğrenilen şekli ile vakitler bulutsuz ve kuru çöl ufuklarında tespit edilmiştir. Bu bakımdan şartları oluştuğunda rasat yapabiliriz. Yani rasat yapılacak yer, rasat ilminin gerektirdiği şartları taşımalıdır.

Rasat yaparken havanın açık veya kapalı, berrak yahut sisli, su buharının yoğun veya az oluşu… gibi durumların tesiri bulunmaktadır. Ayrıca rasat yapanın rasat ilmini iyi bilmesi, gözünün iyi görmesi, rasat ufkunun açık olması, ay aydınlığı ve sun’i ışıklardan müteessir bulunmaması gibi şartlar da gereklidir.

Mesela Türkiye iklimi nemli ve puslu, ufukları da kapalı olduğundan, sıhhatli rasatlar yapılamamaktadır. Ayrıca şehir ışıkları ile aydınlık bulunması, şehirlerin kirli havası, fabrika dumanları ve egzoz gazları hep rasada menfi tesir etmektedir.

Açık denizlerde ve çöllerde yapılacak rasatlarla kısmî neticeler alınması mümkündür. Ancak rasat şartlarının müsait ve rasat yapacak kimselerin rasat tecrübesi geçirmiş astronomi mütehassısları olması lazımdır.

Aslında yeniden rasat yapmaya hiçbir ihtiyaç yoktur. Bu hususta, astronomi ve İslam âlimlerinin ittifakı olup, asırlardır yapılan rasatlar ile değerler kesinleşmiş, kitaplara geçmiş ve bu değerler kullanılarak namaz vakitleri hesaplanmıştır.

Artık dereceler üzerinde şüphe edilen bir nokta yoktur. Yani takvimde verilen vakitlerde güneşin hangi derecede bulunduğu bellidir. Tekrar yapılacak rasatlar ittifak edilen dereceleri sorgulamak, tartışmaya açmak için değil, işin uzmanları tarafından öğrenme maksatlı olabilir. Zaten günümüzde yapılan doğru rasatlarda ittifak edilen dereceler çıkmaktadır.

Yazımızda kendisinden bahsettiğimiz rasat ilmine vakıf, namaz vakitleri hesabından anlayan 30 senelik bir kaptan Mutasım Bey, 1 ay okyanusta rasat yapabileceği ufuk aramış, bu 1 ay içerisinde yalnız 3 müsait gün bulabilmiştir. Bu 3 günde Yatsı ve İmsak vakitleri için yaptığı rasatlar neticesinde, bulduğu irtifa değerlerinin İslâm astronomlarının kitaplarında bildirdikleri irtifalar ile birebir aynı olduğunu görmüş ve takvimlerimizde kullandığımız vakitlerin doğru olduğu bir kez daha teyit edilmiştir.

Bu sebeple Fazilet Takvimi vakitlerini gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz.

Bunu îzâha geçmeden evvel arazi yüksekliğinin kendisine tesir edip etmeyen vakitleri ayıralım. Öğle ve ikindi vakitlerine yüksekliğin tesîri olmaz. Bunu bir misalle anlatmaya çalışalım:

Yüksek bir kule düşünelim. Ramazanda iftar vakti olmuş, kulenin altındaki oruçlu şahıs, güneşin battığını görerek iftar ettiği halde kulenin tepesindeki şahıs, güneşi görmeye devam ettiğinden iftar edememektedir. Hâlbuki ikisi şâkulî olarak aynı doğru üzerindedirler. Öğle ve ikindi vakitlerinde ise kulenin dibi ile üstünde vakit aynı anda girmektedir. Bu bakımdan bu iki vakti diğer vakitlerden ayırmalıyız. Kalan dört vakti de (İmsak, Güneşin doğuşu, akşam ve yatsı) ikiye ayırmalıyız. Hesaplarda imsâk ve güneşin doğuşu ile akşam ve yatsıyı ayrı ayrı düşünmeliyiz. İstanbul’u misal olarak alalım ve îzâha çalışalım:

Bilindiği gibi İstanbul’un en yüksek tepesi Aydos Tepesi olup, yüksekliği 537 metredir. Bu tepenin yamaçları iskân edilmiştir. Belki de yakın bir tarihte, üst tarafı da aynı durumda kalacaktır. Bu bakımdan hesaplarda bu tepeyi kullanmak, İstanbul hesapları için en doğru karâr olur.

41 derece enleminde bulunan şehirlerde (İstanbul, Trabzon, Rize, Taşkent (Özbekistan), Youngstown OH (ABD), Porto (Portekiz), Tirane (Arnavutluk), Şeki (Azerbaycan) yüksekliğin vakitlere tesiri dakika saniye olarak şu şekildedir:

Şehirler, ova ve deniz ile çöl gibi düz olmayıp, engebelidir. İlçe vakitleri kullanılsa bile ilçe içerisinde meskûn mahallerde 1000 metreyi aşan yükseklik farkları vardır. Namaz vakti verilen şehrin en alçak yerinde oturan ile en yüksek yerinde oturan kimselerin tamamının namaz ve oruç ibadetlerinin, hiçbir tehlikeye girmemesi ve yapılan bu ibadetlerin, vakitlerinde yapılan sahih ibadetler olması şarttır.

Bildiğiniz üzere Fazilet Takvimi mobil uygulamada il vakitleri ile birlikte ilçe vakitleri de veriliyor. Matbu takvimlerde ise şehirlerin ilçe vakitlerini veremediğimiz için pratik bir çözüm olarak ilçelerin illerine göre olan vakit farkı her takvimin sonunda verilmektedir. Ancak fark cetvelindeki vakitler senenin tamamı düşünülerek her günü emniyet altına alacak şekilde tespit edilmiş ihtiyatlı değerlerdir. Yani fark cetveline yazılan vakitler senenin tamamı için geçerli olacak şekilde yazılmıştır. Uygulamadaki vakitler ise günlük olarak hesaplanan vakitlerdir. Mesela, Antalya ile Kaş ve Antalya ile Alanya arasında fark cetveli şu şekildedir;

İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
Kaş Antalya’dan 3 d.s. 2 d.s. 4 d.s. 6 d.s. 6 d.s. 5 d.s.
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
Kaş Antalya’dan 6 d.ö. 6 d.ö. 5 d.ö. 6 d.ö. 6 d.ö. 7 d.ö.

Senenin bazı günlerinde Antalya ile Alanya arasındaki en fazla fark 6 dk. olduğu için fark cetveline 6 dk olarak yazılmıştır. Mesela 1 Ocak’ta Antalya için İmsak vakti 06:22 iken Alanya’da 06:16’dır. Fark cetvelini kullananlar bu sabit dakikaları il vaktine ilave ederek veya çıkartarak kullanırlar. Ancak bu dakikaları günlük olarak ele aldığımızda bu sabit dakikaları aşmamak kaydı ile bu vakitler değişebilir.

1 Ocak’ta Antalya için İmsak vakti 06:22 iken Alanya’da 06:16’dır. Burada görüldüğü üzere Alanya, Antalya’dan yatsı vaktinde 6 dk öncedir.

9 Mayıs’ta Antalya için imsak vakti 3:57’dir. Alanya’da ise 3:54’dür. Burada 3 dk. fark vardır. Ancak Antalya ile Alanya arasında imsak vakitlerindeki en fazla fark 6 dk. önce olduğu için fark cetveline 6 dk önce olarak yazılmıştır.

2 Ocak’ta Antalya için yatsı vakti 19:30 iken Kaş’da 19:35’dir. Burada görüldüğü üzere Kaş, Antalya’dan yatsı vaktinde 5 dk sonradır.

7 Mayıs’ta ise Antalya için yatsı vakti 21:35 iken Kaş’da 21:37’dir. Burada da Kaş’ın yatsı vakti Antalya’dan 2 dk. sonradır. Antalya ile Kaş arasında yatsı vakitlerindeki en fazla fark 5 dk sonra olduğu için fark cetveline 5 dk. olarak yazılmaktadır.

Bu misallerden anlaşılacağı üzere uygulamadaki vakitler günlük değerleri vermektedir. İlçe vakitleri için, matbu takvimlerin arkasındaki fark cetveli de uygulamadaki vakitlerde kullanılabilir. İkisi de varsa uygulamadaki vakitler tercih edilmelidir.

Asr-ı Sânî: Güneş, gündüz en yüksek noktaya çıktığı anda Nısfü’n-Nehâr Kavsi (yani, bulunulan yerin meridyeni) üzerindedir ve bu anda her şeyin gölgesi en kısadır. Her şeyin gölgesinin en kısa olduğu bu zamana “Zevâl” denilir, gölgeye de “Fey-i zeval denir.

Bir cismin fey’-i zevâldeki gölgesine o cismin boyu kadar daha gölge eklendiğinde, yani cismin gölgesi fey’-i zevâl + cismin boyu kadar uzunluğa geldiğinde, ikindi namazının birinci vakti girmiş olur. Buna “asr-ı evvel” denir ve bu hüküm İmâmeyn (İmâm Ebu Yusuf ve İmâm Muhammed Hazretleri) kavlidir.
Cismin fey’-i zevâldeki gölgesine o cismin boyunun iki misli kadar daha gölge eklendiğinde de ikindi namazının ikinci vakti girmiş olur ki buna “asr-ı sânî” denir ve bu hüküm İmâm-ı A’zam Hazretleri’nin kavlidir. Türkiye’deki diğer takvimler gibi Fazilet Takvimi de asrı evveli yani birinci ikindiyi esas almaktadır.
Bir kimse öğle namazını birinci ikindi vaktinden on dakika evveline kadar kılamaz ise, ikinci ikindi vaktine on dakika kalıncaya kadar kılabilir ve ikindi namazını da ikinci ikindi vakti girdikten sonra kılar.

Îşâ-i Sânî: Güneş battıktan sonra, ufkun altında alçalmaya devam eder. Bu arada ufuk bir süre kızıl bir renk alır, ardından da kısa süreli bir beyazlık devam eder. Ufuktaki beyazlığın kaybolma anıdır. Güneş ufuktan -19 derece aşağı indiği zaman beyazlık kaybolur, bu vakit ikinci yatsının başlangıcıdır. Güneş battıktan sonra ve doğmadan önce gökyüzünde güneş ışınlarının atmosfer içinde kırılma ve dağılması ile atmosfer içinde yansımasından kaynaklanan kızıllık ve beyazlığa Astronomi’de “Tan hâdisesi” denir. Akşam vaktindeki tan hâdisesine “şafak” da denilir.

İslâm âlim ve râsıdlarına göre akşamleyin güneş ufuktan -17 derece aşağı indiği zaman ufuktaki kızıllık kaybolur, bu vakit, yatsının başlangıcıdır. İmâm-ı A’zam Hazretleri’ne göre akşamleyin ufuktaki kızartıdan sonra vücûda gelen beyazlıktan ibarettir. Buna işâ-ı sânî (ikinci yatsı) denir. İki içtihada göre de şafağın gâip olmasından başlar, sabah namazı vaktine kadar devam eder. Takvimde birinci yatsı vakti verilmiştir.

Kıble Saati güneşin, bir yerin, bir şehrin kıble açısına veya belli bir açı farkına (90-180 derece gibi) denk geldiği vakittir. O vakitte güneşe bakılarak kıble tesbit edilir.

Kıble sâati vakti’nde Güneşe dönen, kıbleye dönmüş olur.

Meselâ Türkiye, Avrupa ülkeleri, Afrika ülkeleri ve Türk cumhuriyetleri ile Avustralya’nın Perth Şehrinde; Namaz vakitleri cetvelinde gösterilen şehrin o günkü kıble saati vaktinde güneşe doğru dönen kimse, kıbleye dönmüş olur.

Kıble Saatinin özellikleri:

  • Kıble Saati, namaz vakitleri gibi her şehir için ayrıdır ve günlük olarak değişir ve takvimlerimizde vakit cetvelinin en sonunda “Kıble S” sütün başlığı ile yer almaktadır.
  • Kıble istikâmetinin tesbitinde kıble saati en pratik ve sıhhatli metottur. Çünkü sıhhatli yön gösterebilecek teknik âletler herkesin elinde bulunamayabilir.
  • Manyetik alanda da cep telefonu vs. gibi sebeplerden dolayı kirlenmeler olmaktadır. Meselâ bina içinde pusula ile yapılan ölçümün yönünü saptıran pek çok unsurla karşılaşılır. Binanın yapısında bulunan demirler, elektrik-telefon kabloları, su, kalorifer ve yangın söndürme boruları ile cep telefonları, telsiz, radyo ve televizyon dalgaları ve sâir faktörler pusulanın gerçek yönden sapmasına sebep olur. Pusula ile sıhhatli ölçüm büyük şehirlerde neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Kıble tayininde bu sapmalardan kurtulup, kesin ve hatasız tesbit için kıble saati kullanmak en uygun yoldur.

Kıble Saati ile pratik olarak kıble tespiti:

Günün takviminde, bulunduğu şehrin namaz vakitleri cetvelinin son sütünundaki “kıble saati” vaktinde, güneşe doğru dönen kimse kıbleye dönmüş olur. Aynı dakikada bulunduğu yerde güneş gören pencere çerçevesinin gölgesi, kıble istikametindedir. Gölgenin üstüne düzgün bir çıta vs. koyup işaretlenerek bu istikamet sabitlenebilir. Böylece en pratik ve en doğru bir şekilde kıble yönü tespit edilmiş olur.

Dünyadaki bazı yerlerin coğrafî konumunun yani enlem ve boylamı ile yerküre hareketlerinin ve dünyanın eğiminin bir neticesi olarak güneş, gündüz kıble açısına denk gelmez. Bu vaziyet, bazı ülkelerde bütün yıl boyunca, bazı yerlerde ise yılın belli günlerinde meydana gelmektedir. Böyle yerlerde Kıble saati olarak; Kıble Sağ, Kıble Sol veya Kıble Arka gibi kavramlarla ifade edilen vakitler kullanılır.

1- Kıble Sağ: Güneş, kıble açısının 90 derece sağına geliyorsa, Kıble Saati, Kıble sağ olarak verilir. Bir kimse bu gibi yerlerde, belirtilen zamanda güneşe dönerse tam sağ tarafı kıble olur. Japonya, Singapur, Malezya, Bangladeş, Hindistan, Çin, Tayland, Honkong, Tayvan, Filipinler, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Umman ve Güney Kore’de kıble saati kıble sağ olarak verilmiştir. Kıble Saati vaktinde güneşe dönen kimsenin sağ tarafı kıbledir.

2- Kıble Sol: Güneş, kıble açısına gelmediği gibi, kıble açısının 90 derece sağına değil de, 90 derece soluna geliyorsa, Kıble Saati, “Kıble sol” olarak verilir. Buralarda yaşayanlar belirtilen zamanda güneşe döndüklerinde sol tarafları kıble olur. Senenin hiçbir gününde güneş kıble istikâmetine gelmediğinden İngiltere, Amerika, Kanada, Avustralya, Endonezya, Cezayir, Sudan, Tunus ve Yeni Zelanda şehirlerinde o günkü kıble saati vaktinde, güneşe dönen kimsenin sol tarafı kıble olur.
İstisna: Amerika’nın Los Angeles şehrinde güneşe dönenin arkası kıbledir. “Kıble Arka” ile ifade edilir.

Avustralya’nın Perth (WA) şehrinde ise -Türkiye ve Avrupa kıtası gibi- güneşe dönen kıbleye dönmüş olur. Bu da “Kıble ön” ile ifade edilmiştir.

3- Kıble Arka: Güneş kıble açısına gelmediği gibi, kıble açısının 90 derece sağına veya soluna da gelmeyip kıble açısının 180 derece uzağına geliyorsa, kıble saati; “Kıble Arka” olarak verilir. Buralarda yaşayanlar, belirtilen zamanda güneşi arka taraflarına aldıklarında yüzlerini kıbleye dönmüş olurlar. Takvimimizde Amerika Birleşik Devletleri’nin Los Angeles CA şehrinde Güneş senenin hiçbir gününde kıble istikâmetine gelmediğinden kıble saati “Kıble arka” olarak verilmiştir.

Kıble Saati’nin kıblelerin hatasız olarak tesbitinde mühim bir hizmet ifâ edeceğini ümit ediyoruz.

Allâhü Teâlâ “Güneşi bir zıyâ, ay’ı bir nûr yapan, senelerin sayısı ve (günlerin, ayların, vakitlerin) hesâbını bilesiniz diye, ay’a menziller takdir eden odur.” (Yûnus Sûresi, âyet 5) buyurmuş ve hesâbın lüzûmunu ve usûlünü haber vermiş, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, “Ramazan hilâlini gördüğünüzde oruca başlayınız, Şevval hilâlini gördüğünüzde de iftar (bayram) ediniz” (Sünen-i İbn-i Mâce) hadîs-i şerifleriyle, ölçünün ru’yet olduğunu beyan ve bu ölçüye uyulmasını emir buyurmuştur. Bu usul, Ramazan Ayı ve Ramazan Bayramı için olduğu gibi, diğer aylar için de aynıdır. Kurban Bayramı’nın tesbitinde de, Zilhicce ayının ictima‘ ve ru’yeti esas alınır.

Bilindiği üzere ay, dünyâ etrafında muayyen bir mahrek (yörünge) üzerinde hareket eder, dolanır. Bu dolanma esnasında ay, her 29 veya 30 günde bir defa dünyâ ile güneş arasına girer ve üçü aynı hizaya gelirler. İşte bu âna, hey’et veyâ felekiyat ilminde, “ictima”, astronomide “kavuşum” denilmektedir. İctima’ astronomik yâni hesâbî bakımdan kamerî ayın başlangıcıdır. “İctima‘” hâlinde Ay’ın Dünya’ya bakan yüzü, güneşten ışık alamayıp karanlık olduğundan hilâlin, Dünya’nın hiçbir yerinden görülmesi mümkün değildir.

Ru’yetin dünya üzerinde herhangi bir yerde tahakkuku, yâni hilâlin görülebilir şekil ve parlaklığa kavuşabilmesi için;

a) Ay’ın ictima‘ hâlinden güneşe nazaran doğuya doğru ufkî (yatay) olarak 8 derece ayrılması gerekir. Bu süre ise, 12 ilâ 16 saat arasında değişmektedir.
b) Güneş battıktan sonra yine ay’ın, şâkulî (düşey) olarak ufuktan en az 5 derece yükselmesi îcap etmektedir.

Velhâsıl, ayın şâkulî olarak ufuktan 5 derece yükselmesi ve ufkî olarak da güneşten 8 derece doğuya doğru açılmış olması lâzımdır ki, güneşten ışığını alan hilâl dünyadan görülebilsin.

Hilâlin görülmesi şer‘î-kamerî ayın başlangıcı yâni ilk günüdür. O esnada güneş, dünyânın neresinde batmakta ise, hilâl, ancak o tûl (boylam) derecesinde ve sonraki saatlerde bunların batısındaki ülkelerde görülebilir.

Fazilet Takvimi’nde her hicri ayın başlangıcından önce içtima ve ru’yet yazısı yayınlanmakta ve ayın nerelerden görülüp görülemeyeceği, içtima ve ru’yetin ne zaman olacağı, hicri ayın hangi gün gireceği bilgileri verilmektedir. Hesaplamalar neticesi elde edilen bilgilerle o gün o saatte ayın orada görüleceği bildirilmiş oluyor. Vakitlerde olduğu gibi hicri aylarda da takvimimizle amel etmenizi tavsiye ederiz.

Bu ihtilafın sebebi “ihtilâf-ı metâli” denilen fıkhî bir farklılıktan dolayıdır. Şöyle ki:

Ay’ın ve Güneş’in doğma ve batma zamanları beldelere ve kıtalara göre farklılık göstermektedir. Hanefi mezhebi âlimlerinin ekserisine göre ayın görülmesinde ihtilaf-ı metali (ayın görüldüğü yerler arasındaki farklılığa) itibar edilmez. Bundan dolayı dünyanın herhangi bir yerinde hilal görüldüğü takdirde, bundan haberdar olan bütün Müslümanların oruca başlaması ve bayram yapması gerekir. (İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar, 2/ 393)

Şâfii mezhebi âlimleri ise, ihtilaf-ı metali’a itibar edilmesi gerektiğini, bundan dolayı dünyanın herhangi bir yerinde görülen hilalin, oraya sefer mesafesinde uzak olan yerler için geçerli olmayacağına hükmetmişlerdir. (Şirbîni, Muğni’l-Muhtac, 1 / 172)

Memleketimizde Kamerî ay başlangıçları Hanefî mezhebi üzere hesap edilmektedir.

Arzı (enlemi) 49 derece 30 dakikanın üzerinde olan Almanya Frankfurt (50 derece 6 dakika), Bonn (50 derece 44 dakika); Belçika Brüksel (50 derece 50 dakika); Rusya Moskova (55 derece 45 dakika); Kazakistan Astana (51 derece 10 dakika) gibi yerlerde bazı günler güneş, battıktan sonra gece yarısına kadar ufuktan (yatsı vaktinin taayyün edeceği) -17 dereceye kadar alçalamaz. Bu durumda batı ufkunda tan hâdisesi bitmeden yani ufuktaki kızıllık kaybolup tam karanlık basmadan (akşam namazı vakti çıkmadan) güneş, gece yarısı hattını geçip tekrar doğu ufkuna doğru yükselmeye başlar. Yâni şafak hâli gece yarısı hattına kadar devam eder. Bu yerlerde fecr-i sâdık (sabah namazı vakti), gece yarısından sonra başlar, güneşin doğuşuna kadar devam eder. Bu durumda yatsı vakti taayyün etmemiş olur.

Daha açık bir şekilde ifade edecek olursak; Güneş battıktan sonra ufuktaki kızıllık kaybolmayıp şafak, yani akşam namazının vakti gece yarısına kadar devam eder.

Vakit, namazın şartı olduğu gibi vücûbunun da sebebidir. Binâenaleyh bir yerde namaz vakitlerinden biri veya birkaçı tahakkuk etmez ise, o vakitlere ait olan namazlar, o yer ahâlisine farz olmamış olur. Dolayısıyla, o yerdeki Hanefî mezhebindeki müslümanlar, vakti girmediği için kılamadıkları namazdan mesûl olmazlar. Ancak Yatsı namazını, vakti bulunmamasına rağmen mutlaka kılmak isteyen Hanefî Müslümanlar ise;

Sabah vakti girdikten sonra “farziyeti üzerimden sâkıt olmayan en son yatsı namazına” diye niyet ederek kaza olarak kılabilirler.

Takvimimizde yer alan (*) yıldız işaretli takdiri vakitlerde kılabilirler. Yalnız Şâfii mezhebini taklid ederek kılacağından taklîdin şartlarına riayet etmelidirler. (13-14 nolu dipnota bakabilirsiniz.)

Arzı (enlemi) 47 derece 30 dakikanın üzerinde olan (Avusturya Viyana, Fransa Paris gibi) yerlerde, yatsı vakti taayyün ettiği, ancak çok kısa sürdüğü geceler de olabilmektedir. Bilhassa bu gibi yerlerde Müslümanların, yatsı vakti girer girmez hemen namazlarını kılmalarını, hatta vaktin çıkması tehlikesine karşı îcabında sadece yatsının farzı ile vitir namazını edâ etmelerini tavsiye ederiz.

Oruç ile ilgili hususlar:

Yatsı vaktinin taayyün etmediği günlerde geceler çok kısadır, gündüzler ise aynı zamanda senenin en uzun gündüzleridir. Gündüzün uzunluğu çok yerde 20-21 saati bulur, hattâ geçer.

İşte bu uzun gündüzlerin Ramazân-ı Şerif’e tesadüf etmesi halinde, hiç şüphesiz, kuvvet ve sıhhati yerinde olan Müslümanlar, her türlü meşakkati göğüsleyerek oruçlarını tutmaktadırlar.

Yatsı vaktinin taayyün etmediği bu uzun günlerde oruçlarını tutmak isteyen Müslümanların, yeme-içmeyi takvimde gösterilen imsak vaktinde mutlaka kesmeleri gerekir. Orucun sıhhati için, bugünlerde bu hususa bilhassa riâyet etmek icap ettiğini hatırdan uzak tutmamalıdır.

Ancak oruç tutmamayı mübah kılan (Yolculuk, hastalık, şiddetli açlık veya susuzluk gibi) hallerde tutmayıp orucunu mazeretinin olmadığı günlerde kaza eder.

Hanefî metinlerinin [2] çoğunda [3] ve Mufassal Hanefî fıkıh kitâblarında [4] “vaktini bulamayana yatsı ve vitir vâcib olmaz” denilmiştir. Bazı Hanefî âlimleri ise “vâcib olur” [5] ve “Fecr doğduktan sonra yatsı ve vitri kazâ olarak kılabilmek için takdîr ederler, kazâ olarak kılarlar. Ancak edânın vakti olmadığından kazâya niyet etmezler” demişlerdir. Hanefî mezhebinde bu fetvâ ile amel etmek isteyenler yatsı ve vitri, imsakten: sabah namazı girdikten sonra kazâya niyet etmeden [farzıyyeti sâkıt olmayan son yatsı namazına] diye niyet ederek kılabilirler. [6]

Hanefî mezhebine göre akşam namazı vakti içinde yatsı niyetiyle kılınan namaz, yatsı namazı olmaz. Büyük Haydar Efendinin Usûl-i Fıkıh dersleri kitabında “vaktinden evvel kılınan namaz sahih değildir; Musallî vaktin hulûlünden evvel namaz kılarsa, o namazı edâ etmiş olmaz” denilmiştir.

Osmanlı Şeyhülislâmlarının “Netîcetü’l-Fetâvâ ve Feyziye gibi” fetvâ mecmûalarında “Hanefî mezhebinde yatsı ve vitrin vaktini bulamayana bunlar vacib olmaz” fetvâsı vardır. Hulâsatü’l-Fetâvâ’da da böyledir. Bu kitablar fetvâhânenin, müftü ve kadıların esâs aldığı mürâcaat kaynaklarıdır. [7] Müctehid olmayan bir müftü bir mesele hakkında ihtilâflı kavillerle karşılaşırsa evvelâ “Bidâye, Muhtâr, Vikâye, Kenz, Mültekâ” gibi muteber metinlerdeki kavli tercîh ederdi. Bunlarda bulamazsa, sonra bunların şerhlerindeki kavli; eğer onlarda da bulamaz ise Fetvâ kitaplarına mürâcaat etmişlerdir.

Şâfii mezhebinde [8] ise “ihtilâfdan en sâlim yol böyle yerlerde yatsıyı kazâ olarak kılmaktır [9]” veya “Yatsının vaktinin girmediği beldelerde vaktin tahakkuk ettiği en yakın beldede şafağın kaybolması kadar [10] [veya] kaybolmanın geceye nisbeti kadar [11] vakit geçtikten sonraki vakit takdîr edilir ve o vakitte edâ olarak kılınır” denilmiştir.

Takvimimizde verdiğimiz takdiri vakitleri Şâfii mezhebine göre hesaplamaktayız.


  1. Kenzü’d-dekâik s. 10, Mültekâ s. 22 , Gurer, Nûru’l-Îzâh s. 47 ve diğerleri.
  2. Sadece Tenvîru’l-Ebsâr’da Timurtâşî vacib olur demiş, fakat Şurunbülâlî de onu vehme nisbet etmiştir (Reddü’l-Muhtâr s. 502). Feyz-i Kerekî gibi bazı kitaplarda adem-i vücûbdan sonra vücûb kavli zikredilmiştir. Bu usûlle yazılan kitâblarda birinci kavil mezhebi ve kuvvetli fetvâyı, ikincisi ise öyle bir kavlin de olduğunu ifâde etmektedir (Reddü’l-Muhtâr c. 2, s. 502).
  3. Bakkâlî, Mergînânî, Halvânî, Burhânu’ş-Şerîa, Nesefî, Aynî, Zeylaî, Âlim bin Alâ, Molla Hüsrev, İbn-i Nüceym, Burhân-ı Halebî, Necmüddîn Zâhidî, Bâkânî, Kuhistani, Nablûsî, İbnü’l-Kerekî, Şurunbulâlî, Haskefî, Tâhir el-Hârezmî, Hâdimî, Dürrizâde, Feyzullâh Efendi, Şeyh Nizâm, Kadı Muhammed Hüseyin, Celâleddîn Muhammed, Şeyh Vecîhüddîn, Molla Hâmid, Güzelhisârî, Meydânî, Çeşmîzâde, M. Zihnî gibi ulemâ.
  4. Burhânu’l-Eimme, Timurtâşî ve Halebî.
    İbn-i Hümâm ve İbn-i Şıhne eserlerinde iki kavli de nakledip vücûbu tercîh ettiler.
    Dâmâd ve İbn-i Nüceym’in kardeşi Sirâcüddîn Ömer de kitaplarında (Mecmau’l-Enhur, Nehr) her iki kavli de naklettiler; Ancak şerhettikleri Mültekâ ve Kenz’in adem-i vücûb kavline itirâz etmediler.
  5. Reddü’l-Muhtâr c.2, s. 501.
  6. Fetvâhânenin en muteber kabûl ettiği dört kaynak vardır ki bunlar; Fetâvâ-yı Ali Efendi, Feyziye, Netîcetü’l-Fetâvâ ve Behcetü’l-Fetâvâ’dır. Bu kitaplardan Fetâvâ-yı Alî Efendi ile Behce’de bu mesele menkûl değildir. Diğer iki kitapta ise adem-i vücûb ile fetvâ verilmiştir.
  7. Yatsı için Şâfiî mezhebini taklîd edecek kimse bazı şeylere dikkat etmelidir. Abdülganî Nablûsî (rh.) Hulâsatü’ t-Tahkîk fî Beyâni Hükmi’t-Taklîd ve’t-Telfîk kitâbında (s. 23) şöylece izah etmiştir:
    Hanefî mezhebine mensub olan bir kimse zarûret halinde bir meselede mezheb imâmından başka diğer üç mezheb imâmını (r.anhüm) taklîd etmesi câizdir. Ancak şu şartla ki bu zarûretle taklîd ettiği husûsun bütün hükümlerinde o mezheb imâmına uygun hareket etmiş olmalıdır. Meselâ (necâset vukuunda) Kulleteyn’den abdestin câiz olması meselesinde İmâm Şâfiî hazretlerini taklîd eden kimse, abdestin Şâfiîye göre şartlarından olan niyet ve tertîbe ve o abdestle kılacağı namazda namazın rükunlarından olan Fâtiha ve ta’dîl-i erkâna da riâyet etmesi lazımdır. Yoksa bu kimsenin yaptığı ibâdet icmâ ile bâtıldır.
    Hâsılı, Yatsı için diğer bir mezhebi taklîd eden kimse, abdest ve namazın şartlarında ve bunları bozan şeylerde taklîd ettiği mezhebin şartlarına aynen uymalıdır. Yani ibadetini hem kendi hem de taklid ettiği mezhebe göre kâmil yapmalıdır.
  8. Tuhfetü’l-Muhtâc bi-Şerhi’l-Minhâc, Hâşiyetü’l-Cemel.
  9. En-Necmül-Vehhâc Şerh-i Minhâc, Fetâvâ’r-Remlî, İbn-i Kâsım el-Gazzî.
  10. Hâşiyetü’l-Bâcûrî, Muğni’l-Muhtâc ilâ-ma’rifeti ma’ânî elfâzı’l-Minhâc.

Maalesef bazı takvimler “45 derece enleminden sonra vakitler geç giriyor, kolaylık olsun!” diyerek böyle ilmi bir esası olmayan vakitler verebiliyor. Hâlbuki vakitler 47,5 enlemine kadar senenin tamamında oluşmakta, 47,5 enleminden sonra senenin bazı günlerinde imsakın ilk vakti oluşmamaktadır. 49,5 enleminden sonra ise senenin bazı günlerinde yatsı vakti hiç oluşmamakta ve imsakında ilk vakti oluşmamaktadır. Çünkü her şehrin namaz vakitleri, ekvatordan uzaklığına, yani enlem derecesine ve güneşin meyline bağlı olarak (güneşin meyli -23.45 derece ile +23.45 derece arasında) ay ve günlere göre değişir. Bu sebeple, imsak vakti ile güneşin doğuşu arasındaki müddet ile akşam vakti ile yatsı arasındaki müddet sabit olmayıp, farklı farklı olacaktır.

Mesela yatsı ve imsak vaktini sabit alan bir takvimin 45 derece enleminin üstünde olan Romanya’nın Tulcea şehrine ait 4 Temmuz’da verdiği vakitlere bakalım:

Romanya Tulcea (45 10 Kuzey 28 50 Doğu )
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
03:47 05:17 13:15 17:22 21:01 22:21
İmsak Güneş Arasını 1 Saat 30 Dakika sabitlemiş Akşam Yatsı Arasını 1 Saat 20 dakikaya sabitlemiş

Yine aynı takvimin 45 derece enleminin hemen altında olan yani vakitleri sabitlenmemiş Romanya’nın Babadağ şehrinin vakitlerine bakalım:

Romanya Babadağ (44 54 Kuzey 28 43 Doğu)
İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
02:52 05:18 13:15 17:22 21:01 22:58
İmsak Güneş Arası 2 Saat 26 Dakika Akşam Yatsı Arası 1 Saat 57 dakika

Bu şehirlerin Fazilet Takvimi vakitleri (4 Temmuz) şöyledir:

İmsak Sabah Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
Romanya
Babadağ
02:28 02:48 05:15 13:20 17:28 21:05 23:23
Romanya
Tulcea
02:24 02:44 05:14 13:19 17:28 21:06 23:25

Romanya’daki, Babadağ şehri, Tulcea şehrinin 33 km. güneyindedir. Babadağ 45 derece enlem dâiresinin güneyinde (altında), Tulcea ise kuzeyinde (üstünde) olup, her iki şehirde de senenin tamamında namaz vakitleri teşekkül etmektedir.

Bir şehrin, 33 km. kuzeyindeki diğer bir şehirle, güneş, öğle, ikindi ve akşam vakitleri arasındaki farklar, 0-1 dakîka arasında olurken, imsâk vakitlerinde (55) dakîkaya, yatsı vakitleri arasında (37) dakîkaya varan farklar olması, astronomik ve coğrafi gerçekler göz önünde bulundurulduğunda da mümkün değildir. Bu tarihte (4 Temmuz) 41 derece enlemindeki İstanbul’da bile imsak 3.09; yatsı 22:48’dir. Yani vakitleri sabit alan takvimler Romanya Tulcea’da imsakta İstanbul’dan yaklaşık 40 dk. sonra oruca başlamaktadırlar. 41 derece enlemindeki İstanbul’da yatsı vaktinden yarım saat önce 45 derece enlemindeki Tulcea’da yatsı vaktinin olmayacağı en bariz, herkesin anlayabileceği bir şekilde açıktır. Bu misal 45 derece enleminden sonraki bütün şehirler için geçerlidir. Bu yerlerde (Fransa, İtalya, Almanya, Avusturya, Kazakistan, ABD, Kanada, Rusya vb.) hep bu şekilde kolaylaştırma ilkesi adı altında yanlış hesaplar verilmektedir. Sabit uygulama yapan Diyanet Takvimi bundan vazgeçmek istemiş ama yapamamışlardır. İlgili açıklamaları dipnotta verilmiştir. [12]

Cenâb-ı Hak bütün ibâdet ve tâatlerimizi, amel ve hizmetlerimizi rızâsına muvâfık eylesin. Âmîn


  1. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, 15.06.2006 tarih ve 105 sayılı kararı ile, hiçbir dini dayanağı bulunmayan, akşam namazına 1 saat 20 dakika eklenerek yatsı namazının takdir edilmesi uygulamasına son vermiş, yatsının güneşin -17 derece ufkun altına inmesi esasına göre hesaplanması, şafağın gecenin 1/3’inden sonra kaybolduğu dönemlerde ise, bunun yatsı vakti olarak belirlenmesi kabul edilmiştir.
    Fakat Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımıza, akşamdan 1 saat 20 dakika sonra yatsı namazını kılma alışkanlığını terk etmek zor geldiği ve yeterince bilgilendirilemedikleri için Başkanlığa tepkiler gelmiştir. Bunun üzerine Din İşleri Yüksek Kurulu, 10-11/06/2009 tarih ve 61 sayılı kararıyla, akşam namazına 1 saat 20 dakika eklemek ile gecenin 1/3’inden hangisi önce ise onun yatsı namazının vakti olarak belirlenmesini kabul etmiştir.

En iyi site deneyimi sağlamak için çerezlerden faydalanıyoruz. Sitemizi kullanmaya devam etmeniz gizlilik politikamızı kabul ettiğiniz anlamına gelmektedir. Tamam