قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَكْثِرُوا عَلَيَّ مِنَ الصَّلَاةِ فِي كُلِّ يَوْمِ جُمُعَةٍ فَإِنَّ صَلَاةَ أُمَّتِي تُعْرَضُ عَلَيَّ فِي كُلِّ يَوْمِ جُمُعَةٍ فَمَنْ كَانَ أَكْثَرَهُمْ عَلَيَّ صَلَاةً كَانَ أَقْرَبَهُمْ مِنِّي مَنْزِلَةً. (هق) Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Cuma günleri bana salevât okumayı çoğaltınız. Çünkü ümmetimin salevâtı bana cuma günleri arz olunur. Derece bakımından bana en yakın olan, bana en çok salevât okuyandır.” (Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Sünen-i Kübrâ)
---
28
Nisan
Cuma
2017
AYIN SAFHASI



Rûmî: 15 Nisan 1433   • Hicrî: 02 Şaban 1438

Çanakkale Savaşı'nda Kirte Zaferi (1915) Serçelerin yavrulama zamanı
118. Gün 17. Hafta 4. Ay FAZİLET TAKVİMİ

SALEVÂT-I ŞERÎFE’NİN FAZÎLETİ

Allâhü Teâlâ kullarının âhirette azâbdan kurtulmalarına bir vesîle olması için Peygamberlerin efendisi Hazret-i Muhammed Mustafâ'ya (s.a.v.) salevât-ı şerîfe getirmeyi emretmiştir.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Ey insanlar! Kıyâmet gününün korkunç hâllerinden ve zorlu geçitlerinden ilk önce kurtulacak olanınız bana dünyâda en çok salevât getireninizdir.

Allâhü Teâlâ peygamberini şereflendirmek için salevât eder. Melekler fazîletini ikrâr ve hürmet için, biz de cennette yüce makâmlara ermek için salât ve selâm okuruz. Allâhü Teâlâ -meâlen- “Muhakkak ki Allah ve melekleri peygambere hep salevât ile tekrîm (ikrâm) ederler. Ey îmân edenler! Haydin ona teslîmiyetle salevât ve selâm getirin.” (Ahzâb sûresi, âyet 56) buyurmuştur.

Bir zât ki onu Hak Teâlâ medhetmiştir (övmüştür); bütün yaradılmışlar onu hakkıyla medhetmekden elbette âcizdir. Allâhü Teâlâ biz kullarının Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) hakkını ödemekten âciz kalacağımızı bildiği için bize salevât ve selâm okumamızı emir buyurmuştur. Ümmeti olarak ona salevât ve selâmı, gücümüz yettiğince çok getirelim ki kıyâmet gününde şefâatçimiz olsun.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Muhakkak Allâhü Teâlâ istiğfâr ettiğinizde günahlarınızı bağışlar. Kim sâdık bir niyetle Allâhü Teâlâ'ya istiğfâr ederse elbette onu affeder. Kim lâ ilâhe illallâh derse mîzânında hasenâtı (iyiliklerinin sevâbı) ağır gelir. Kim de bana salevât okursa kıyâmet gününde ona şefâatçi olurum.”

Ensâr-ı Kirâm'dan bir genç Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) huzûruna geldi. Peygamberimiz (s.a.v.) ona yer açıp Hazret-i Ebûbekir'le arasına oturttu. Sonra Hazret-i Ebûbekr'e: “Aramıza şu genci oturtmam sana güç gelmiş olabilir” buyurdu. Hazret-i Ebûbekir (r.a.):

“Vallâhi öyle Yâ Resûlallah, aramızda başka birinin olması bana güç geldi.” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Ey Ebâbekir! Bu genç bana ümmetimden hiç kimsenin getirmediği gibi salevât getiriyor.”