قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: قَالَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ اَلْمُتَحَابُّونَ فِي جَلَالِي لَهُمْ مَنَابِرُ مِنْ نُورٍ يَغْبِطُهُمُ النَّبِيُّونَ وَالشُّهَدَاءُ. (ت) Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu: ‘Benim rızam için birbirini sevenlere (kıyâmet gününde) nurdan minberler vardır ki peygamberler ve şehitler onlara gıbta ederler.” (Hadîs-i Kudsî, Sünen-i Tirmizî)
---
09
Ocak
Pazartesi
2017
AYIN SAFHASI



Rûmî: 27 Kânûn-ı Evvel 1431   • Hicrî: 11 Rebîulâhir 1438

Düşman Çanakkale'den çekildi (1916) • Osmanlı-Rus “Yaş” Antlaşması (1792)
9. Gün 2. Hafta 1. Ay FAZİLET TAKVİMİ

Ashâb-ı Bedir.....................CÂBİR BİN ATÎK (R.A.)

Câbir bin Atîk (r.a.), Ensâr’dan ve Evs kabîlesinin Muâviyeoğullarındandır.

Bedir ve Uhud gazâlarıyla diğer bütün harblerde

Resûl-i Ekrem Efendimizle birlikte hazır bulunmuştur. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz onu Habbâb bin Eret (r.a.) ile kardeş kılmıştı. Mekke’nin fethinde Benî Muâviye’nin sancağını taşımıştır.

İki oğlu Abdullah ve Ebû Süfyân ve kardeşi Hâris’in oğlu Atîk kendisinden hadîs rivâyet ettiler.

Ömrünün sonuna kadar Medîne-i Münevvere’de ikâmet etti.

Hicretin 61. senesinde 90 yaşında olduğu halde vefât etmiştir.

Câbir bin Atîk’den (r.a.) rivâyet olundu:

“Ebû Rebî’ Abdullâh bin Sâbit (r.a.) hastalanmıştı. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) zaman zaman onu ziyâret ediyordu. Bir ziyaretinde onu kendinden geçmiş bulup seslendi. Hastalığının şiddetinden cevap veremedi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.)

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn, Ey Ebû Rebî‘ biz her ne kadar yaşamanı istesek de takdîr-i ilâhî gâlip geldi.” buyurdu.

Kadınlar Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) bu sözlerini işitince ağlaşmaya başladılar. Câbir (r.a.) onları sakinleştirmeye çalışıyordu.

Peygamberimiz (s.a.v.): “Onları bırak, vâcib olduğunda ağıt, feryâd ve figan ile ağlamasınlar” buyurdu. Merhûmun kızı:

“Ne vâcib olduğunda, yâ Resûlallâh?” diye sorunca,

“Ölüm” buyurdular. Sonra kızı: “Ey babacığım! Ben senin şehîd olacağını zannediyorum. Zîrâ sen gaza için hazırlanmıştın.

Fakat çıkmadan önce ölüm döşeğine düştün” dedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.):

“Allâhü Teâlâ onun mükâfâtını niyetine göre verecektir” buyurdular.

Sonra: “Siz aranızdan kimi şehîd sayarsınız?” diye sordu.

“Allah yolunda öldürüleni” dediler.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki:

“Allah yolunda öldürülenlerden başka şunlar da şehîddirler:

Taun (salgın hastalık)dan ölen şehîddir, boğularak ölen şehîddir, zâtülcenbden ölen şehîddir, mide hastalığından (iç hastalıklardan) ölen şehîddir, yanarak ölen şehîddir, göçük altında kalarak ölen şehîddir, doğum sebebiyle ölen kadın şehîddir.”