قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ...فَاتَّقُوا شَهْرَ رَمَضَانَ فَاِنَّ الْحَسَنَاتِ تُضَاعَفُ فِيهِ مَا لَا تُضَاعَفُ فِيمَا سِوَاهُ وَكَذَالِكَ السَّيِّئَاتُ. (طص) “Ramazan ayın(da günahlar)dan sakınınız. Çünkü bu ayda iyiliklerin sevabı diğer zamanlarda olmadığı kadar kat kat verilir. Günahlar da böyle kat kattır.” (Taberânî, el-Mu’cemü’s-Sağîr)
---
07
Temmuz
Salı
2015
AYIN SAFHASI



Rûmî: 24 Haziran 1431   • Hicrî: 20 Ramazan 1436

Yeşilköy'de İlk Havacılık Okulu Açıldı (1912)
187. Gün 28. Hafta 7. Ay FAZİLET TAKVİMİ

Onun Maiyetindekilerden: HABBÂB BİN ERET (R.A.)

Habbâb bin Eret (r.a.) câhiliye devrinde bir harpte esir düşüp Mekke-i Mükerreme’de, Huzâa kabilesinden Ümmü Enmâr’a köle olarak satılmıştı.

İslâm ile ilk şereflenenlerin altıncısıdır. İlk defa imânını açıkça bildiren ve bu yüzden şiddetli işkenceye uğrayan odur. Hz. Bilâl, Hz. Ammâr gibi diğer bazı müminler de imanlarından dolayı işkenceye uğramışlarsa da Hz. Habbâb ilktir.

Yapılan bir işkenceyi şöyle anlatmıştır: “Bir gün benim için hususi olarak bir ateş yakıldı. Korlardan bir tanesi sırtıma konuldu. Onu sırtımın yağları söndürdü.”

Habbâb (r.a.) demirci idi. Kendisini köle olarak satın alan Ümmü Enmar bir demir parçasını ateşte kızdırıp onu Habbâb’ın (r.a.) başına yapıştırarak işkence ederdi. Bir gün Habbâb (r.a.) Resûlullâh’a (s.a.v.) halinden şikâyette bulundu. “İlâhî, Habbâb’a yardım et” diye duâ buyurdu. Habbâb’ın sahibi Ümmü Enmar bir baş ağrısına tutuldu. Iztırabından köpek gibi ulumağa başladı. Kendisine dağlanmayı ilaç olarak tavsiye ettiler. Bunun üzerine Habbâb’a (r.a.) emreder, o da kızgın demir ile onun başını dağlardı.

Hz. Habbâb (r.a.) Bedir’den itibaren bütün harplerde bulunmuştur. Medîne-i Münevvere’ye hicret edilince Resûlullâh (s.a.v.) kendisini Ensâr’dan Cebr bin Atîk (r.a.) ile kardeş etmiştir.

Hulefâ-yı Râşidîn devrindeki fetihlere katılmış ve pek büyük kahramanlıkları görülmüştür.

Âhir ömründe Kûfe’de ikâmet etmiş, ağır bir hastalıktan sonra hicrî 37 senesinde 63 yaşında vefat etmiş, cenaze namazını Hz. Ali (k.v.) kıldırmıştır.

Hastalığında çektiği ıztırabın şiddetini şöyle ifade etmiştir: “Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) ölmek için duâ etmekten bizi nehiy buyurmuş olmasaydı, öleyim diye duâ ederdim.”

Vefatından sonra Hz. Ali (k.v.) kabrinin yanından geçerken: “Allâhü Teâlâ Habbâb’a rahmet etsin. Dini sevip arzu ederek Müslüman oldu, gönül rızasıyla muhâcir oldu, bütün ömrü cihad ile geçti, yıllarca vücudu ızdırâb çekti. Allâhü Teâlâ onun ecrini elbette zayi etmez.” buyurmuşlardır.