"Müsâfir rızkıyla gelir; kendisini müsâfir edenlerin günâhlarının temizlenmesine vesîle olarak ayrılır." (Hadîs-i Şerîf, Feyzu 'l-Kadîr)
---
22
Ağustos Cuma 2014
Hicrî: 26 Şevval 1435   •   Rûmî: 09 Ağustos 1430
Barbaros Hayreddin Paşa'nın Tunus'u Fethi (1534) • Sultan İkinci Mustafa'nın Hal'edilmesi; Üçüncü Ahmed Han'ın Tahta Çıkışı (1703)
234. Gün 34. Hafta 8. Ay FAZİLET TAKVİMİ

NÂBÎ'NİN BİR HATIRASI

Şâir Nâbî'nin, merhûm Sultan Üçüncü Ahmed'e ait bir hatırası şöyledir:

"Üçüncü Ahmed Han, henüz dört yaşlarında idiler. Birgün Karaağaç bahçesinde merhum Sultan Dördüncü Mehmet Han'ın huzurundan dışarı çıkıp, bahçe tarafına doğru gidiyordum. Meğer o anda şehzâde Ahmed Han, çiçek bahçesinde imiş. Merhum Bozoklu Mustafa Paşa, silahdar ağa idi. Şehzâde onun ellerine yapışıp, yanlarında bulunan dört beş küçük zenci musahipçikleriyle çiçek bahçesinde gezinirken, beni uzaktan görüp: "Gel efendi!" diye davet etti. Yanına varıp oturdum. Çiçeklerin bulunduğu yerden bir zerrin(fulya) koparıp elleriyle sarığıma yerleştirdiler. Şöyle latife ettim: "Efendim! Bu çiçeğin ismi gerçi zerrindir. Ama zerrin altın demektir. Şehzâdelerin ihsan edeceği öbür zerrîndir." dedim. "İnşaallah onu da veririm" diye va'd ettiler. Silahdar Mustafa Paşa dedi ki:

'Efendi, Allah ömür versin! Bu Efendimizden görülen kerâmetler ve garip haller hesapsızdır. Hatta bu kadar insan geçerken birisi ile alakadar olmayıp bu iltifatı bilhâssa size yapması, değerinizi bilmeleri dahi Allâh indinden tam bir keramet olduğu açıktır. İnşaallah bu Efendimizin büyük lütfuna kavuşursunuz.' diye müjdelediler. Sultan Üçüncü Ahmed, tahta geçtiğinde sözünü unutmamış, Nâbî'ye kese içinde şahsi hazinesinden yüklüce mikdar altın göndermiştir.

Yine Nâbî, pâdişâhın fermânıyla refahla Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere'yi ziyâret etmiş ve bunun sultanın iltifatının neticesi olduğunu ifade etmiştir.

BEYİT:

Her ne denlü çok yaşarsa bir kişi,

Akıbet ölmekdürür ânın işi. (Süleyman Çelebi)