Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:"Peygamberler kabirlerinde diridirler, namaz kılarlar."(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ebî Ya 'lâ)
---
25
Kasım Salı 2014
Hicrî: 2 Safer 1436   •   Rûmî: 12 Teşrin-i Sânî 1430
Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan'ın Vefatı (1072) • Edirne'nin Kurtuluşu (1922)
329. Gün 48. Hafta 11. Ay FAZİLET TAKVİMİ

"PEYGAMBERLER KABİRLERİNDE DİRİDİRLER"

Resûlullâh'ın (s.a.v.) Ravza-i Mutahharasını ziyarete gidenlere selâm emânet etmek eskiden beri riayet olunan bir adaptır. Bunda da edebe uymalı, "Benden Resûlullâh'a selâm eyle!" değil de: "Benim adıma o dergâha yüz sür, âdâb ile salât ü selâm hizmetini yerine getir" veya "Benden mübârek ellerini ve eteklerini öp" denir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), kendisine getirilen her türlü salât ve selâmdan haberdar olur ve selamı alır. Nitekim Hadîs-i Şerîfte "Bana bir Müslüman salât ve selâm getirdiğinde, Allâhü Teâlâ ruhumu iade eder de onun selamına karşılık veririm" buyurmuşlardır. Eğer "Fahr-i Alem'in pâk ruhları refîk-i a'lâda olduğuna göre kabirde nasıl diri olup da selama karşılık verir" diye sorulursa cevabı şudur: Mübârek ruhlarının refîk-i a'lâda olması onun şuâlarının bedenine ulaşmasına mâni değildir. Güneş gibi. Zira güneş dünyaya bunca mesafe uzakta iken ışığı yeryüzüne aksetmektedir.

Fahr-i Alem Efendimiz Miraç gecesinde Mescid-i Aksa yolunda Hz. Mûsâ'nın kabrine uğradı, onun namaz kıldığını gördü. Hz. Mûsâ'yı altıncı kat semada da gördüğünü bildirmişlerdir. Bundan anlaşıldı ki ruh kendi makamında beden gibi sabittir. Bununla birlikte rûh bedenle birleştiği zaman kabrinde namaz kılar ve selam verenlerin selâmını alır. Zira ruhlar bedenler gibi değildir. Bedenin bir anda farklı yerlerde bulunması mümkün değilse de ruhun bulunması mümkündür. Ruh, latîf olduğundan her yerde bulunabilir. Nitekim dünyada bazı Evliyâullâh bir vakitte birkaç yerde hazır bulunmuşlardır. (Ferahurruh.)

HİKMET:................................................ ADAM OLMANIN YOLU

Hoca merhuma "Adam olmanın yolu nedir" demişler.

"Bilenler söylerken can kulağıyla dinlemeli, söyleyen de söylediği

sözü kendi kulağı işitmeli" demiş.